« Önceki |

24/2/2007

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (1881-1938)

 

Mustafa Kemal ATATÜRK (1881-1938)

1881 yılında Selanik’te doğdu. İlk öğrenimini ve askerî öğrenci olarak orta öğreniminin bir kısmını Selanik’te yaptı. Manastır Askerî Lisesi’ni bitirdi. 1902 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1905 yılında Harp Akademisi’nden mezun oldu. Orduda çeşitli vazifeler aldı. 1913 yılında Sofya’da Ataşemiliter olarak bulundu.

Birinci Dünya Harbi sırasında, Çanakkale Muharebelerinde, Tümen Komutanı ve Anafartalar kahramanı olarak temayüz etti. 1916 yılından itibaren, Doğu ve Güney cephelerinde Kolordu ve Ordu Komutanlığı yaptı. Bitlis ve Muş’u düşman işgalinden kurtardı. Filistin ve Suriye cephelerinde görev aldı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra Sevr Antlaşması hükümlerine dayanılarak ülkenin yabancılar tarafından işgali üzerine, 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a çıkarak Türk Millî Mücadelesi’ni başlattı. Amasya Genelgesi, Sivas ve Erzurum Kongreleri ile milletin istiklâli, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliğini ilân ederek bu mücadelenin esaslarını tespit etti.

Askerî görevlerinden istifa ederek 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Meclis Başkanı seçildi. 25 Nisan – 3 Mayıs 1920 tarihleri arasında Muvakkat Encümen Reisi, 3 Mayıs 1920 – 24 Ocak 1921 tarihleri arasında da I. İcra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan) olarak görev yaptı.

5 Ağustos 1921 tarihinde Başkomutanlık görevini üstlenerek Anadolu’nun Yunan işgalinden kurtarılması için mücadeleye devam etti. Sakarya Meydan Savaşı’nı kazandı. 19 Eylül 1921 tarihinde Meclis tarafından kendisine Mareşal ve Gazi unvanı verildi.

26 Ağustos 1922 tarihinde işgalci Yunan kuvvetlerine karşı Büyük Taarruz’u başlattı. Beş gün sonra 30 Ağustos 1922 tarihinde de Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı kazandı.

Anadolu’nun düşman işgalinden kurtulmasından sonra padişahlık ve halifelik kaldırıldı. Lozan Barış Konferansı’ndan sonra, 11 Ağustos 1923 tarihinde toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeniden Başkan olarak seçildi. 9 Eylül 1923 tarihinde kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanlığı’na seçildi.

29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilân edildiği gün, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Dört dönem üst üste seçildiği bu görevi sırasında, modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temellerini sağlamlaştırdı ve Atatürk İnkılâbı olarak isimlendirilen büyük Türk İnkılâbını gerçekleştirdi. Dünya barışı ve bölgesel barışa önderlik etti. Esir ülkelerin istiklâl mücadelelerine örnek oldu.

10 Kasım 1938’de ölümüne kadar olduğu gibi, ölümünden sonra da bütün dünyada istiklâl için mücadelenin ve barışın sembolü oldu.

24/2/2007

ATAMIZIN GENÇLİĞE HİTABESİ

 

 

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcutiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve harici bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini, düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok nâmusait bir mahiyetde tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyaya emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
 

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

24/2/2007

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

24/2/2007

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ MEHMETÇİK VAKFI

Devletin bekası , yurdumuzun bölünmez bütünlüğü , milletimizin huzur ve güveni için her zaman , her yerde ve her koşulda görev yapan mehmetçiklerimizin başlarına gelebilecek elim durumlarda devletin yanı sıra sosyal ve ekonomik destek sağlamak üzere 17 mayis 1982 tarihinde kurulmuş bir vakiftir.

mehmetçik vakfı yüce halkımızdan aldığı maddi ve manevi güçle , ulvi görevlerini en etkin şekilde yürütmektedir. " ordu - millet elele " kavramının en çarpıcı örneği olan mehmetçik vakfı sizlerle birlikte daha yaygın ve etkili görevleri yapmaya , yardım yelpazesini genişleterek hizmetini sürdürmeye azimli ve kararlıdır

23/2/2007

ÇANAKKLAE ŞEHİTLERİ

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yolbularak geçmek için Marmara’ya -
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne -hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle “bu, bir Avrupalı”
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahpesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... “Mahşer mi, hakikat mahşer.”
Yedi iklimi cihanın duruyor karşısında;
Ostralya’yla beraber bakıyorsun; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.
Sâde bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ..
Hani tauna da zuldür bu rezil istilâ...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asîl,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefîl,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahpe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden şaikalar parçalıyor âfakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı.
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında Cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak;
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmert eller.
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere.
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun-u beşer
Top tüfekten daha sık gülle, yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler.
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Bu göğüslerse Hûda’nın ebedî serhaddi ;
“O benim sun-u bedîim onu çiğnetme” dedi.
ÂSIM’ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar,
O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir HİLÂL uğruna, yâ RAB, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor TEVHİDİ..
BEDR’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.
Here ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitap...
Seni ancak ebediyetler eder istîâb.
“Bu, taşındır” diyerek KÂBE’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecramiyle;
Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre-kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebrîz etsem;
Tüllenen Mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini.
Şarkın en sevgili sultanı SALÂHADDİN’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, asara gömülsen taşacaksın...
Heyhat! Sana gelmez bu ufukları: seni almaz bu cihat...
Ey şehit oğlu, şehit, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor PEYGAMBER?

Mehmet Akif ERSOY

 

43-ncü Alay 1-nci P. Tb. 1-nci Bölük 1917 (Savaştan 2 yıl sonra) yılı yemek listesi

GÜN SABAH ÖĞLE AKŞAM EKMEK
15 Haziran Üzüm hoşafı Yok Buğday çorbası Tam
26 Haziran Yok Yok Üzüm hoşafı Tam
18 Temmuz Üzüm hoşafı Yok Yok Yarım
08 Ağustos Yarım ekmek Yok Şekersiz üzüm hoşafı Yarım


NOT: 21 TEMMUZ 1917'DEN İTİBAREN BAŞLAYARAK ORDU EMRİYLE EKMEK İSTİHKAKI 500 GRAMA İNDİRİLMİŞTİR. ÇÜNKÜ UN VE EKMEK KALMAMIŞTIR.

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.
 
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.
 
Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif ERSOY

Domain Site Ekle gazeteler Bedava100.Net -Kişisel Web Siteleri SMSGrup Toplist Link ekle, Site ekle, Arama Motoru, www.bultr.net Toplist Bu site SECIN.COM - Arama Motoruna kayıtlı, ya sizinki? Toplist, Site Ekle, Mırc, Sohbet, Tavla indir, Kelebek, Tavla, Oyun, Sohpet, Kiz msn adresleri PRSITE - PRSITE PR Kazanmanın En Kolay Yolu Teknoloji Site ekle